Güncel Haberler Mayıs-2026
İlmekte Saklı Zaman: Yarın Derneği’nden Anadolu’nun Kadim Dokuma Kültürüne Şiirsel Bir Yolculuk

Yarın Toplumsal Gelişim Eğitim Kültür Sanat Derneği, somut olmayan kültürel mirasın korunması ve geleceğe aktarılması misyonu doğrultusunda benzersiz bir etkinliğe daha imza attı.
"Kültürel Miras Etkinliği: Meddah ve Masal Gecesi", Anadolu’nun binlerce yıllık kadim dokumacılık geleneğini, ipliğin ve rengin hafızasını tiyatral bir anlatıyla izleyicilerle buluşturdu. "İlmekte Saklı Zaman" başlığıyla sunulan bu özel gecede, seyirciler sadece bir oyuna değil, insanlık tarihinin en eski üretim ritüellerinden birine tanıklık ettiler.
Yokluktan Varlığa Uzanan Masallar ve Kök Boyanın Sırrı
Gecenin açılışını, düşsel bir anlatımla toplumsal hafızayı diri tutan Masal Anlatıcısı Hatice Kurnaz yaptı. Kurnaz’ın sesinden dökülen "Yokluk ve Varlık Ülkeleri" masalı, dinleyicileri hayatın zıtlıkları ve insanın varoluş mücadelesi üzerine felsefi bir yolculuğa çıkardı. Masalın büyüleyici atmosferinin ardından sahne, Anadolu’nun bilge kadınlarının renklerle yazdığı tarihe büründü. Oyuncularımızın hep birlikte seslendirdiği yerel türküler, şiirler ve maniler eşliğinde; doğadaki bitkilerden kök boya elde etmenin gizemli kimyası, tezgâhlarda gerilen kirkitlerin sesiyle harmanlandı. Anadolu kilimlerindeki her bir motifin (eli belinde, koçboynuzu, hayat ağacı) aslında sessiz birer çığlık, birer aşk mektubu ya da kadim birer manifesto olduğu hikâyelerle anlatıldı.
Tanrılara Meydan Okuyan Bir Kadın: Arakne’nin Mitolojik Öyküsü
Gecenin en çarpıcı anlarından biri, oyunun yazarlığını ve yönetmenliğini de üstlenen usta Masal Anlatıcısı ve Meddah Duygu Çokgezer Görgülü’nün performansı oldu. Görgülü, geleneksel meddah anlatısını mitolojik bir derinlikle birleştirerek batı Anadolu kökenli Arakne (Örümcek Kadın) efsanesini sahneye taşıdı. Bir ölümlü olmasına rağmen tanrılardan bile daha kusursuz, daha estetik ve büyüleyici dokumalar yapan Lydia’lı genç kadın Arakne’nin hikâyesi, kibir ile sanatın, güç ile yeteneğin çarpışmasını gözler önüne serdi. Tanrıça Athena’nın gazabına uğrayarak sonsuza dek kendi ipini örmeye mahkûm edilen ve bir örümceğe dönüştürülen Arakne’nin trajedisi, dokumacılığın sadece bir zanaat değil, insan ruhunun en yüksek ifade biçimi olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Toplumsal İyileşme Yolculuğumuz Sürüyor
Yarın Derneği olarak, Tire ve Ödemiş ilçelerinin yangından etkilenen köylerinde ve Efeler Yolu güzergâhında hayata geçirmeyi hedeflediğimiz "Uluslararası Meddah ve Masal Şenliği" öncesinde, bu tür etkinliklerle toplumsal iyileşme bağlarımızı güçlendiriyoruz. İpliğin eğrilmesinden kilimin dokunmasına kadar geçen sabır dolu sürecin, insan ruhunun travmalardan arınma ve yeniden inşa edilme süreciyle olan paralelliği, bu gecenin ana felsefesini oluşturdu. Gecenin sonunda, izleyicilerin coşkulu alkışları, geleneksel anlatıcılığın ve meddahlık sanatının günümüzde hâlâ ne kadar canlı ve şifalandırıcı bir güce sahip olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Kültürel mirasımızı ilmek ilmek dokumaya, unutulan hikâyeleri gün yüzüne çıkarmaya devam edeceğiz. Bizi takipte kalın!
Yarın Derneği’nden Çocuklara Kadim Bir Direniş Hikâyesi:
"Kelo ve Robot Eşeği Karakaçan’ın Maceraları" Sahnelendi!

Yarın Toplumsal Gelişim Eğitim Kültür Sanat Derneği olarak; "Uluslararası Meddah ve Masal Şenliği" vizyonumuz doğrultusunda, geleceğimizin teminatı çocukları çok özel bir tiyatro eseriyle buluşturmanın gururunu yaşıyoruz. Derneğimiz, Elifname Dans ve Sanat Merkezi ve Ege Gösteri Sanatları iş birliğiyle hazırlanan "Kelo ve Robot Eşeği Karakaçan’ın Maceraları" isimli çocuk oyunu, 24 Mayıs 2026 tarihinde Elifname Tiyatro Salonu’nda minik izleyicileri ve ailelerini ağırladı. Kadim anlatı geleneklerimizi çağdaş bir çocuk tiyatrosu diliyle harmanlayan oyunun metni usta Pedagog ve Meddah Ümit Görgülü tarafından kaleme alınırken, yönetmen koltuğunda ise Duygu Çokgezer Görgülü yer aldı.
Gerçek Bir Köy Hikâyesinden Sahnelerin Büyüsüne
"Kelo ve Robot Eşeği Karakaçan’ın Maceraları", yalnızca hayal ürünü bir masal değil; Anadolu coğrafyasındaki bir köyümüzün başından geçen, hepimizin yüreğine dokunan gerçek olaylardan esinlenerek sahneye taşındı. Oyunda; hepimizin çok sevdiği masal kahramanı Keloğlan’ın öz torunu olan zeki ve cesur Kelo’nun, doğup büyüdüğü köyü koruma mücadelesi anlatılıyor. Köye gelen ve tek amacı doğayı katlederek daha fazla para kazanmak olan "Büyük Patron"; arazileri ve evleri yüksek bedellerle satın alarak ormanları kesip fabrika kurmak, altın madeni açmak ve tüm köyü sular altında bırakacak devasa bir baraj inşa etmek istemektedir. Paranın gücüyle her şeyi satın alabileceğini düşünen bu büyük tehdit karşısında köyün kaderi, Kelo’nun ve onun en yakın dostu, kendi icadı olan Robot Eşek Karakaçan’ın ellerindedir.
Akıl, Zekâ ve Geleneksel Mirasın Teknolojik Gücü
Kelo, tıpkı dedesi Keloğlan gibi paranın ve gücün karşısına sadece keskin zekâsını, kıvrak aklını ve bitmek bilmeyen cesaretini koyarak Büyük Patron’a meydan okur. Geleneksel zekâyı, kendi ürettiği ileri teknolojiye sahip sadık dostu Robot Eşek Karakaçan ile birleştiren Kelo, çocuklara doğa sevgisinin, toprağa sahip çıkmanın ve çevre bilincinin ne kadar hayati olduğunu tiyatral bir dille aktarıyor. Büyük Patron’un tüm hamlelerini boşa çıkararak köyünü sular altında kalmaktan ve doğayı yok olmaktan kurtaran Kelo’nun bu büyük zaferi, salonu dolduran yüzlerce minik izleyicinin coşkulu alkışlarıyla taçlandı.
Doğa Sevgisi ve Toplumsal İyileşme
Yarın Derneği olarak, Tire ve Ödemiş’in yangından etkilenen köylerinde planladığımız "Toplumsal İyileşme Yolculuğu" temalı büyük festivalimiz öncesinde, çocuk tiyatrosunu bir rehabilite ve farkındalık aracı olarak kullanmaya devam ediyoruz. Çocuklarımıza paranın satın alamayacağı en büyük değerin "doğa, aidiyet ve toprak sevgisi" olduğunu öğreten bu anlamlı oyun, sanatsal kalitesiyle de göz doldurdu. Projemize omuz veren Elifname Dans ve Sanat Merkezi’ne, Ege Gösteri Sanatları’na, bu muhteşem eseri var eden Ümit ve Duygu Çokgezer Görgülü’ye ve salonu enerjileriyle dolduran tüm çocuklarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.
Kelo’nun ve Karakaçan’ın maceraları, yeni köylerde ve yeni sahnelerde çocuklarla buluşmaya devam edecek!
MEDDAH ile CERVANTES
Yeni Oyun projemiz - 2026

MEDDAH İLE CERVANTES
(Cezayir Zindanlarında Deli Dumrul ile Don Kişot'un Vuslatı)
ÖNEMLİ GELİŞME: (Söz uçar yazı kalırmış.)
Yeni Bir Macera, HAKİKAT Meddahları Bir Keşif YolculuğA Başlıyor!
“Cezayir Zindanlarında Deli Dumrul ile Don Kişot’un Vuslatı…”
TEMA
İnebahtı Savaşı sonrası Osmanlı’ya esir düşen Miguel de Cervantes, yıllarca Cezayir zindanlarında tutsak kalır ve yaratıcılık krizine düşmüş Meddah ile karşılaşır.
Osmanlı ordusuyla seferden sefere dolaşan meddah ise askerlere hikâyeler anlatarak onları ayakta tutmaya çalışmakla görevlidir. Ancak bir süre sonra hikâyeleri tükenir; yaratıcılığı bir çıkmaza sürüklenir.
Bir gece, zindanda yatan “deli” bir yazarın varlığını duyan meddah, yeni hikâyelerin peşine düşerek Cervantes’in hücresine gizlice girer.
Böylece Doğu’nun sözlü anlatı geleneği ile Batı’nın yazılı edebiyatı; paslı zindan duvarları arasında karşı karşıya gelir.
Biri anlatarak, diğeri hayal ederek hayatta kalmaya çalışan bu iki yaratıcı ruh; Yel değirmeninin gölgesinde Dede Korkut'un Deli Dumrul'un 'Kuru Çay Üstüne Kurduğu' köprüde karşılaşıp üzerine sıra dışı bir yolculuğa çıkarlar...
Göstereceğimiz özetle budur.
Neye Niyet, Neye Kısmet…
Uzun süredir zihnimizde ve çalışma masamızda olgunlaşan; Doğu’nun kadim anlatı geleneği ile Batı’nın ölümsüz edebiyatını aynı köprüde buluşturan yeni projemiz için artık o heyecan verici ilk adımı atıyoruz: Reji süreci başlıyor!
Seyircinin karşısına her şeyi önceden çözülmüş, ezberlenmiş ve kalıplara dökülmüş bir prodüksiyonla çıkma niyetimiz yok.
Sahnede; samimiyetle yürüyen, mütevazı ama merak duygusu son derece yüksek bir “macera laboratuvarı” kurmaya niyet ediyoruz.
Bu yolculukta sırtımızı büyük iddialara değil; keşfetmenin o çocuksu heyecanına ve şu temel arayışlara yaslıyoruz:
Tema(lar)nın ve karakterlerin Evrenselliği ve Geleneksel Türk Tiyatrosunun Mirası ve çağrışımları:
Bu macerada; Oyunculuk performanslarının ya da virtüözlük arzusunun, anlatmak istediğimiz büyük hikâyenin önüne geçmesine izin vermemek en temel ilkelerimizden biri.
Her birimiz; temayı görünür kılan anlatıcılar ve aktarıcılarız.
Çünkü meddahlığın özü tam da budur: Anlattığı şeyin önüne kendisini bile koymamak…
Tekniklerin Doğu-Batı Sentezi
Hikâyemiz nasıl bir Doğu-Batı sentezi ve vuslatıysa, sahneleme dilimiz de aynı arayışın peşinde olacak.
Modern dünya tiyatrosunun araştırmacı yaklaşımları ile geleneksel Türk tiyatrosunun köklerini; meddahlık, ortaoyunu, tuluat, açık biçim, gölge oyunu ve kukla gibi formlarla aynı potada eritmeye çalışacağız.
Amacımız; bu topraklardan evrensel bir tiyatro dili devşirebilmek ve bu bütünsel reji deneyiyle dünya tiyatrosuna küçük de olsa bir katkı sunabilmek.
4 Meddah, Akışkan Roller. Oyun iki (ve çapraz) kast olarak tasarlanıyor.
Sahnedeki oyuncular tek bir karaktere hapsedilmeyecek.
Roller sürekli el değiştirecek; karakterler oyuncular arasında akışkan biçimde dolaşacak.
Bu çapraz geçişlerin hikâyeyi ve seyircinin algısını her temsilde nasıl dönüştürdüğünü hep birlikte keşfedeceğiz.
Tiyatro ile Psikodramanın Kesişimi:
Karakterlerin yaratım sürecinde; cesaret, delilik, akıl, ölüm, sevgi ve inanç gibi derin insani kavramları anlamlandırırken bir diğer uzmanlık alanım olan; psikoterapi, sanat terapisi, monoterapi ve psikodrama pratiklerinden de yararlanacağız.
Rollerin arkasındaki insanı ve gölgeleri (Özellikle Jung arketipleri) psikodramanın araçlarıyla kurcalamak; karakterleri klişelerden uzaklaştırıp yaşayan organizmalara dönüştürmek açısından belirleyici olacak diye düşünüyoruz.
Peki Bu Yaklaşımın Dünya ve Türk Tiyatrosundaki Kökleri Neler?
Bu “disiplinlerarası sentez/vuslat” ve “macera laboratuvarı” fikri aslında tiyatro tarihinde çok güçlü akrabalıklara sahip. Aklıma gelenler:
* Dünya Tiyatrosu — Laboratuvar ve Sentez
Tiyatroyu hazır formüllerden arındırıp bir araştırma alanına dönüştüren Jerzy Grotowski’nin “Laboratuvar Tiyatrosu”,
Doğu ile Batı’yı sahnede buluşturan Peter Brook’un “Boş Alan” yaklaşımı,
ve rollerin akışkanlığını Doğu tiyatrosundan ilhamla teorileştiren Bertolt Brecht’in “Açık Biçim” estetiği…
Hepsi bu arayışın dünyadaki büyük akrabalarıdır.
*Türk Tiyatrosu — Kökler ve Teorisyenler
Topraklarımızda ise bu damarın temellerini; geleneksel tiyatromuzun kodlarından modern ve ulusal bir tiyatro dili üretmeye çalışan İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nunj 'öz tiyatro'su ile Batı’nın epik tiyatrosunu geleneksel formlarla harmanlayan Haldun Taner atmıştır.
Kolektif Ritüel ve Akışkanlık:
Oyuncuların tek bir karaktere hapsedilmediği, rollerin sahne üzerinde kolektifçe devralındığı o “akışkan laboratuvar” ruhunun bu topraklardaki en büyük ustalarından biri ise; Köy Seyirlik Oyunları’nın dönüşümcü gücünü modern sahneye taşıyan Nurhan Karadağ’dır.
Ruhsal Kökler ve Sağaltım — Yuğ Tiyatrosu
Bu yolculukta selam vermek istediğimiz önemli damarlardan biri de Azerbaycan tiyatrosunun büyük avangart yönetmeni Vaqif İbrahimoğlu’nun kurduğu Yuğ Tiyatrosu ekolüdür.
Yuğ anlayışında sahne; yalnızca bir gösteri alanı değil, oyuncu ile seyircinin bilinçaltlarının karşı karşıya geldiği psiko-kozmik bir alandır. Oyuncu; ego sergileyen bir virtüöz değil, kadim bir enerjiyi seyirciye aktaran bir aracıdır: Bir şaman…Bir meddahtır…
Elbette Karagöz ve gölge oyunu da dahil oyunumuza. Ve en öenmlisi seyirci de edilgen bir izleyici değil; ritüelin, keşfin ve dönüşümün doğrudan parçasıdır. Her oyun seyirciyle yeniden yazılacak belki de.
Yolun Sonunda Ne Olacağını Gerçekten Bilmiyoruz…
Hayalini kurduğumuz bu sentezi layığıyla başarabilir miyiz?
Belki evet… Belki de hiç başaramayacağız.
Ama becerememe ihtimalinin o çıplak, ham ve dürüst korkusunu da yanımıza alarak; bu riskin ve belirsizliğin heyecanıyla masaya oturuyoruz.
Müzikler konusunu da mümkün olursa canlı tercih edeceğiz sanırım.
Biz bir formül vaat etmiyoruz.
Sadece; ucu açık, merak dolu, samimi bir tiyatro deneyine niyet ediyoruz.
İlk provanın ve ilk rejinin heyecanıyla…
Yolumuz açık olsun. 25 Mayıs 2026
Ödemiş’ten UNESCO Kriterlerine Uzanan Bir Miras Hikâyesi:
Anne İğne Oyası, Oğlu Meddahlık Sanatıyla "Kültürel Miras Taşıyıcısı" Oldu!

İZMİR / ÖDEMİŞ – İzmir’in kadim tarihini ve kültürel zenginliğini bağrında taşıyan Ödemiş ilçesi, Türkiye genelinde emsalsiz bir aile başarı öyküsüne ev sahipliği yapıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında yürütülen ulusal değerlendirmeler sonucunda; Ödemişli anne Aysel Görgülü ve oğlu Mehmet Ümit Görgülü, resmen "Kültürel Miras Taşıyıcısı" ilan edildiler. Aynı aileden iki farklı kuşağın iki ayrı kadim sanatta bu en üst düzey onura layık görülmesi, geleneksel sanatların geleceğe aktarılması adına büyük bir yankı uyandırdı.
Zarafetin İlmekleri: Aysel Görgülü ve İğne Oyası
Ödemiş’ten yükselen geleneksel el sanatlarını ve Anadolu kadınlarının sabırla büyüttüğü estetik mirası temsil eden Aysel Görgülü, yarım asra yaklaşan emeğiyle "İğne Oyası" dalında Kültürel Miras Taşıyıcısı unvanını kazandı. Sandıklarda saklanan, her biri birer mani, birer toplumsal duygu çığlığı olan geleneksel Ödemiş motiflerini günümüze taşıyan Görgülü, açtığı atölyeler ve verdiği eğitimlerle bu zarif mirasın genç kuşakların ellerinde yaşamaya devam etmesini sağlıyor.
Anadolu’nun Hafızası: Meddah ve Pedagog Mehmet Ümit Görgülü
Ailenin bir diğer gururu olan, Dokuz Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları Yüksek Lisans mezunu ve 31 yıllık tecrübeli psikolojik danışman Mehmet Ümit Görgülü ise UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan "Meddahlık" (Geleneksel Türk Tiyatrosu Meddahlık Geleneği) sanatında bu unvanın sahibi oldu. Görgülü; elinde asası, omzunda peşkiri ve meydandaki taburesiyle sadece bir hikaye anlatıcısı değil; Anadolu mitolojisini, efe kültürünü ve Yunus Emre’den Nazım Hikmet’e uzanan sözlü hafızayı sahnelerde canlandıran kurumsal bir kültür elçisidir. Yazdığı tiyatro eserleri yurtiçinde ve dışında sergilenmektedir.
"Sanatımızı Köy Meydanlarına ve Kırsal Turizme Taşıyoruz"
Aldıkları unvanların ardından açıklamalarda bulunan Mehmet Ümit Görgülü, bu başarının bireysel bir ödül değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurguladı:
"Biz bu toprakların sesini, ipliğini ve hikayesini korumaya yemin ettik. Yarın Derneği olarak yürüttüğümüz çalışmalarla, bu mirası sadece kapalı salonlarda tutmayıp köy meydanlarına, yangından etkilenen kırsal alanlara ve Efeler Yolu gibi uluslararası turizm rotalarına taşıyoruz. Amacımız, hem toplumsal hafızayı diri tutarak bir iyileşme yolculuğu başlatmak hem de ev pansiyonculuğu ve yerel rehberlik eğitimleriyle kırsal kalkınmayı desteklemektir."

YUNUS EMRE / 700 YILDIR BİTMEYEN NEFES (Sahne Gösterisi)
7'den 77'ye her kesimden bireyler ile Anadolu'nun Birleştirici unsuru Yunus Emre Şiirlerini okuyup Yunus'u anacağız
Unesco 2021 yılını YUNUS EMRE YILI olarak seçti.
Projemizi Destekleyen Kurum : Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Projeleri Destek
Programı
Yürütücü Kurum: Yarın Toplumsal Gelişim Eğitim Kültür ve Sanat Derneği

DOKUZ DAĞIN EFESİ (Meddah Gösterisi)
(Şeyh Bedreddin Yiğitlerinden Sarı Zeybeğe Psikososyal Liderliğin Tarihi)
Gerçekte binlerce yıldır süren bir isyan ve başkaldırı kültürüdür Efelik. Tanrılardan ateşini çalarak insanlığa veren Prometheus'tan, Bozuk Düzene isyan ateşi yakan Şeyh Bedreddin'e, Atçalı Kel Mehmet Efe'ye, Çakırcalı Memed Efe'den Kuvayi Milliye zeybeklerine
BAŞKALDIRININ RUHU ve Psikososyal dinamikleri 2020-21 yılında gösterimde olacak


GÖRDESLİ MAKBULE EFE (Tiyatro)
Milli Mücadelenin Unutulmaz Kadın Efelerinden Gördesli Makbule Efe'nin hayatını anlattığımız oyunumuzu Efe Yatağı Ödemiş Lübbey köyünde oynadık. Oyunumuz 2020-21 yılında gösterimlerine devam ediyor.
Terk edilmiş, Efelerin Yatağı olarak bilinen Tarihi Lübbey Köyünü turizme kazandırmak için yazarımız ve yönetmenimiz Ümit Görgülü'nün kaleme aldığı 'Gördesli Makbule' adlı tiyatro oyununu Lübbey'in doğal dekorunda ahaliye oynadı.
Gösterimlerimiz 2020-21 de devam edecek.
YUNUS EMRE (TİYATRO)
Yunus Emre UNESCO’nun 40. Genel Konferansı’nda alınan karar gereğince “Yunus Emre’nin Vefatının 700. Yıl Dönümü” 2021 UNESCO Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri arasına alınmıştır. Bu kararın ilhamıyla; şiirleri ve kişiliği ile sadece Anadolu’nun değil dünyanın da ‘Birleştirici Unsur’larından olan Yunus Emre temalı müzikli danslı bir sahne gösterisim,z 2020-21 de devam edecek.

MİLLİ MÜCADELEDE
ANADOLU KADINLARI
Sergi ve Tiyatro (devam ediyor)
Oyunumuzda işlediğimiz Mitolojik Anadolu Tanrıçalarından Kibele doğurganlığı ve bereketi temsil ederken, Karadeniz’den Ege’ye gelip İzmir’i kuran Savaşçı Amazon kadınları kadının gücünü, Selçuklu Döneminde yaşamış ve Ahi Ocaklarının bir kolu olan Bacıyan-ı Rum yani Anadolu Bacıları da kadının üretimdeki rolünü temsil eder: Ve Osmanlı Döneminin sonunda ise Kadın Efelerimiz ve kahramanlarımız, Çete Ayşeler, Gördesli Makbuleler, Çiftlikli Kübralar, Nene Hatunlar, Kara Fatmalar, Tayyar Rahimeler, Nezahat Onbaşı ve diğerleri Kadim Anadolu’nun yaratılmasında en erkeğinin yanında en önemli rolleri alarak gerekirse inançları ve özgürlükleri uğruna canlarını gözlerini kırpmadan feda etmişlerdir.

Hey Gidinin Efesi (Tematik Tiyatro)
Ege'nin unutulmaz Efelerinden Atçalı Kel Memed, Yörük Ali ve Çakırcalı Memed Efe'nin tema olarak alındığı oyunumuz gösterilerine devam edecek.


